Kanım Karışmalı Hayatın Büyük Kan Dolaşımına


Okuduğum kitapları karalamayı çok severim. Arkalarına not tutma merakım ise bu sene başladı. Beğendiğim yerleri kitabı tekrar elime alınca kolayca bulabilmek ara sayfalarda kaybolmamak adına işaretlerim. Hayat kısa ve şu anki haleti ruhiyeme göre hiçbir kitap ikinci kez okunmayı hak etmez (Gerçi Orhan Pamuk’a göre bir kitabı 23 yaşında okurken aldığın lezzet ile 37 yaşında okurken duyduğun keyif çok başkadır). O yüzden elime tekrar aldığımda sadece kayda değer cümleler karşıma çıksın isterim.
Bu kitapta nelerin altı çizildi, neler not alındı :)
İlk not 15. Sayfadan geliyor, kısmın adı “Huzursuz Ruh” ;

"Bence devre mülk bile almamalı insan. Nereden biliyorsun her sene 10 Temmuz-10 Ağustos arasını şu koskoca dünya üzerinde gidip gidip hep aynı noktada geçirmek istediğini? Olur da gelecek sene başka memleketlere gidersiniz ailecek. İran'a mesela ya da Ukrayna'ya veya Kamboçya'ya... Nasıl yaşar, nasıl ağlar orada insanlar, sırf görmek için, sırf meraktan, merak ki çabuk yitirdiğimiz
Hem belki seneye tek başına çıkarsın tatile, kocan ve çocuklarınla değil; kendi kendinle. Sevmediğinden değil aileni, KENDİNİ ÖZLEDİĞİNDEN. Şöyle kendi kendinle sohbet etmeyeli çok zaman geçtiğinden."

Ne kadar güzel demiş diye geçiriyorum içimden, sonra başka bir yerden kulağıma çalınan bir sözü hatırlıyorum, “Seyahat etmek para değil, cesaret işidir”.  Sonra gezmek ve seyahat etmek üzerine Ataol Behramoğlu’na ait bir dize geliyor aklıma;

“Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın”

Aslında farklı kalemler aynı şeyden bahsediyor, kafese kapalı kuş bile herbir cm2’sini gezer, kenarlarına çarpar, sınırlarını öğrenir. Dünyada bize kafesse, her bir köşesine kafamı çarpasım var, çok fena halde hemde :)

Kanımın hayatın büyük kan dolaşımına karışmasını istersem suç mudur bu?

Firarperest’e geri dönecek olursam çok fazla karalayamadım kitabı, temiz kaldı. Kitap için iyi benim içinse pek kayda değer değil demektir. Gerçi çok enteresan şeyler öğrenmedim değil mesela Lady Wild. İlk bakışta yabancı geliyor, ama soyadına sanki aşinayım. Wild Wild Wildd.... Evet Oscar Wild vardı ünlü İrlanda’lı yazar, hani şu Dublin gibi muhteşem yeşil topraklarda doğan. Lady Wild Elif Şafak’ın anlatımına göre ateşli bir feministmiş, e haliyle her zaman bir kız çocuğu olsun istemiş. Kız hasretini oğlu Oscar’ı fırfırlı elbiseler ve kurdeleler içinde büyüterek gidermiş. Netice, toplum tarafından dışlanmış başarılı ve gay bir yazar.
Birde Kafka’nın hikayesi çok enteresan, gene Şafak’ın anlatımından aktaracak olursam Kafka yazdıklarının yüzde doksanını ölümünden önce yakmış. Geri kalanı içinse en yakın dostuna bıraktığı vasiyet “yazıya ve yazarlığa dair ne varsa geriye kalan, okunmadan biran önce yakılmasını arzu etmek” olmuş. Kafka bugüne kadar hiç okumadım, ama üç vakte kadar kimse okunmadan yakıla denilen yazılarda ne olduğu konusunda müthiş bir merak uyandı içimde. Elif Şafağın methettiği kadarıyla özellikle Kafka’nın “ŞATO” su şiddetle okunmalı.
Son olarak bütün bir kitabın sonunda altı çizili son cümleyi de yazmak istiyorum. Yukarıda anlattıklarımla alakası yok ama kitapta aşure gibi olduğuna göre, kısa yazılardan oluşmuş Firarperest hakkında da en son bunu aktarmak cuk diye oturur bence, kadınlar, erkekler, kıskançlık, şehirler, gezmek bu kadar çok şeyden bahsedilir de aşk üstüne iki lafın beli kırılmaz olur mu? İşte buyrunuz, buradan yakınız :) ;
“Türk mahallesinde dolaşıyorum. Kolumun altında zeytin, peynir, pastırma. Eyüp’e mesaj atıyorum: “Aşk dediğin lastik kaçırmayan çorap gibi olmalı”
Bir dakika sonra cevap geliyor:
“Elif, ne içtin?”
“Kahve” diye cevaplıyorum. “Hem de ne kahve...”

Yazıya son verip kahve içme zamanı belki 3 vakte kadar çıkılacak uzun yollarım vardır :)


Yorumlar

Popüler Yayınlar