Geçip giden uuu, zamanları uuu, biryerlerde bulsamm
Yanlızlığımı dinliyorum gözlerim kapalı, yaptıklarımı düşünüyorum, yapamadıklarım aradan “hani beni hani beni” de düşün diyor. Susuyorum sustukça daha bir kapalı kutu, değişiyorum, değişiyoruz hayat ben sen o ayırd etmiyor, farklılaşıyoruz, kah bir tel saç beyazlıyor, kah hüzün yerini neşeye bırakıyor, insanlığan en büyük laneti mii minnetimi bilemediğim “alışmak” geliyor aklıma, her şeye zamanla alışıyoruz, kaybetmeye, yanlızlığa, ölüme..
Hiç bir zaman ilk anki kadar acıtmıyor yokluğu özlem duyulanın, bazen bu kadar acıtmaması ağarıma gidiyor, bir daha göremeyeceğini bile bile elini öptüğünün farzı misal, cebine harçlık koyanın bir zamanlar yaşamaya devam etmek ağırıma gidiyor ne yalan söyleyim. Oysa ki uğurlarken bir daha hiç gülemeyeceğini, hep birşeylerin eksik kalacağını düşünüyor insan. Gene bir şeyler eksik kalıyor ama “eksik” yaşamaya bile alışılıyor ya, işte ozaman insanlığımdan utanıyorum bazıları, hafızamın beni şaşırtacak kadar körelmesi ağırıma gidiyor, eski keskinliğiyle hatırlayamamak... Oysa birtek hatıralar değil mi geride bıraktığı gidenin. Çok önemli bir emanete sahip çıkamamış olmak ağırıma gidiyor, hatırlayamamak.. Anılarımın da avucumdan yitip gitmesi.. Bir avuç kum tanesi gibi hatıralarım.. her yağmurda biraz daha azalıyor, her rüzgar estiğinde, her yolculuğumda peşim sıra, yenileri geldikçe.. usul usul akıp gidiyor parmak aralarımdan. Avuçlarım, ellerim bomboş kalacak diye korkuyorum. Hatırlayamamaktan korkuyorum, tadını ilk yediğim elma şekerinin, ilk azarımın acısını, ilk mutluluğumun sıcaklığını, ilk anne deyişimi bilemiyorum ya hani, bildiklerime de sahip çıkamıyor, hafızamın ihanetine uğruyorum, onlarda sessizce çıkıp gidiyorlar.
Hiç bir zaman ilk anki kadar acıtmıyor yokluğu özlem duyulanın, bazen bu kadar acıtmaması ağarıma gidiyor, bir daha göremeyeceğini bile bile elini öptüğünün farzı misal, cebine harçlık koyanın bir zamanlar yaşamaya devam etmek ağırıma gidiyor ne yalan söyleyim. Oysa ki uğurlarken bir daha hiç gülemeyeceğini, hep birşeylerin eksik kalacağını düşünüyor insan. Gene bir şeyler eksik kalıyor ama “eksik” yaşamaya bile alışılıyor ya, işte ozaman insanlığımdan utanıyorum bazıları, hafızamın beni şaşırtacak kadar körelmesi ağırıma gidiyor, eski keskinliğiyle hatırlayamamak... Oysa birtek hatıralar değil mi geride bıraktığı gidenin. Çok önemli bir emanete sahip çıkamamış olmak ağırıma gidiyor, hatırlayamamak.. Anılarımın da avucumdan yitip gitmesi.. Bir avuç kum tanesi gibi hatıralarım.. her yağmurda biraz daha azalıyor, her rüzgar estiğinde, her yolculuğumda peşim sıra, yenileri geldikçe.. usul usul akıp gidiyor parmak aralarımdan. Avuçlarım, ellerim bomboş kalacak diye korkuyorum. Hatırlayamamaktan korkuyorum, tadını ilk yediğim elma şekerinin, ilk azarımın acısını, ilk mutluluğumun sıcaklığını, ilk anne deyişimi bilemiyorum ya hani, bildiklerime de sahip çıkamıyor, hafızamın ihanetine uğruyorum, onlarda sessizce çıkıp gidiyorlar.
Oysa ki o benim can yoldaşım, tüm insanları ayakta tutan, “unutabilmek” değil mi? Herşeye rağmen ayakta durabilmek için, tüm acıları üzüntüleri, yapamadıklarımızı, yenilgilerimizi unutabilmek, bir günü daha yaşamaya ikna eden bizi.. Bir adım daha attıran, geçmişle dolu bavulun ağırlığını her geçen gün biraz daha hafifleten...
Bilmiyorum dostum mu düşmanım mı şu “unutmak ve alışmak” dedikleri.
Hani artık ne soğuk ilk günki kadar keskin, ne de sıcak iliklerimize işleyecek kadar sıcak yada ne bileyim uğurladıklarımın ardından göz yaşı döktürmese de” alışmak ve unutmak”, bedelini mutlu hatıralarıma el koyarak ödettiren, hani damağımdan aldığı tadıyla elma şekerim, hani bebek kosunu çalan üzerimizdeki...
Hani artık ne soğuk ilk günki kadar keskin, ne de sıcak iliklerimize işleyecek kadar sıcak yada ne bileyim uğurladıklarımın ardından göz yaşı döktürmese de” alışmak ve unutmak”, bedelini mutlu hatıralarıma el koyarak ödettiren, hani damağımdan aldığı tadıyla elma şekerim, hani bebek kosunu çalan üzerimizdeki...

Yorumlar
Yorum Gönder