Kendine ait bir tuvaleti olmanın dayanılmaz hafifliği :)


Hep ailesinin yanında okumuş biri için yurt kavramı anlaşılmazdır. Bir tek arkadaşlarımın anlattıklarından anımsıyorum nasıl bir şey olduğunu.

Kendinize ait bir odanız vardır evinizde ya da en kötüsü kardeşinizle paylaşırsınız. Vakti zamanında aynı memeyi bile paylaştığınızdan mütevellit pekte garipsenecek bir durum olmasa gerek. Sonra karanlıkta korkmalarınız, annenize hadi beni uyut diye nazlanışlarınız hep evinize özgü alışkanlıklardır. Sonra birden, başka bir yere geçiverirsiniz. Muhtemelen bırakın yan odada anne sesi duymayı, artık aynı ilde bile değilsinizdir. Bir de alışmak gerekir şimdi. Hani havasına suyuna derler ya, öyle bir şey.  Yastık yabancıdır, tuvalet yabancıdır, yumoş kokulu temiz ev havlusu yerine kağıt peçete bulsanız şükredersiniz farz-ı misal. Peki ya ishal olunursa, ya biri duyarsa o kokuyu, ya horlarsanız, ya hani o kabuk içinde saklanan sadece çekirdek ailenin bildiği, kişisel sırlarınız birden ifşa olursa.
Lafı aslında evi ev yapan küçük, iğrenç bir o kadar da vazgeçilemez ayrıntılara bağlama arzusundayım.

Ayaklarınız mesela, halı üstünde çıplak ayak gezmenin keyfi... Bunlar işte evi ev yapar, bundan mütevellit attım ben de yurttaki odama. İnsan yayılmak, sırtı ağrıdığında üzerine uzanmak, halı üzerinde kitap okumak bacakları arkaya doğru sallayarak, çay içmek, yazı yazmak istemez mi? Ne bileyim bir ben değilimdir herhalde bunlara müptela.

Boğaziçi Starbucks eylemi esnasında güneydeki kapalı alanı zapt eden öğrenciler ortaya kocaman eski bir halı koymuşlar üzerine de serbest ayak alanı gibi bir şey yazmışlardı. Düşünsenize bu dünyada binlerce öğrenci çıplak ayak gezememenin hasretiyle yanıp tutuşmakta. Halının kenarına gelenler zevkle ayakkabıları çıkarırlar sonrasında 10m^2 bile olmayan ufacık alanda volta atarlardı. Yüzde bir mutluluk bir tebessüm. İşte o zaman dedim Mine doğru yoldasın halı gerçekten önemli bir şey. Ne bileyim, gezineceksin üzerinde tozlanınca anam bunu kim süpürecek şimdi diye tasalanacaksın, aman bir şey dökmeyim diye kaygılanacaksın, bildiğin hayatına giren nazlı bir sevgili gibi olacak. (alt tarafı halı deyip geçmeyin önemli şeyler bunlar : )

Yani şimdi ev deyince anne, baba kardeş tabi ki akla gelecek ama kendinizi rahat hissettiren şeyler aslında daha derinlerde... Mutfakta bulaşık bırakabilmekte mesela, ya da bir mutfağı olabilmekte, “annneee bugün ne pişidün” diye pişkin pişkin sorabilmekte (Nerdeyse 30 yaşına gelmiş hala annesine yemek yaptırabilmenin dayanılmaz hafifliği), çabuk çık çişim geldi diye kardeşi tuvaletten sepetleyebilmekte, size ait artık oturmaktan poponuzun şeklini almış bir koltuğa sahip olabilmekte, kısmi de olsa kumandayı ele geçirebilmekte, anahtarı unutma lüksüne sahip olmakta mesela, hastalanınca bir ıhlamur kaynatanın bir battaniye getirenin eline bakmakta, eve geç kalınınca “N’oldu bu kıza öldü mü kaldı mı” diye aranmakta... Yuva da hissetmekte, ait hissetmekte... 2 hafta ağır grip sonrası biraz histerik bir yazı olmuş olabilir. Bu yazı benden tüm “yurdum” öğrencilerine gelsin..


“Home Sweet Home” konseptini biraz irdelemeye çalıştım, sürçü lisan ettiysem affola :)

Yorumlar

Popüler Yayınlar