30 yaş yolun neresine düşer (Akrep ile yelkovanin arasinda bir yer)

Bir şeyi ilk kez deneyimlemek ile ikinci kez deneyimlemek arasındaki fark, olgunluk diye buna diyoruz gençler. Nedense benden büyüklere anlatabilecek hiçbir şeyim yokmuş gibi geliyor, çünkü her sene biraz daha genişliyor insan (Tabir biraz değişik gelmiş olabilir ama emin olun okudukça neyi kastettiğimi daha iyi anlayacaksınız). Yani yeryüzünde kapladığınız alan giderek artıyor gibi düşünün. Sanki baktığınızda göz alabildiğince değil daha fazlasını görüyorsunuz, nefes aldığınızda 5 nefeslik daha derin...

Kucağınız bir kucak dolusundan daha fazlasi  (sanki 3-4 kisiye tek seferde sarılacak gibi), güldü mü daha büyük, üzüldü mü de daha bir farklı, daha bir siyah, mutlu oldu mu bambaşka mutlu oluyor gibi. Çünkü hissettiğiniz her duyguyu bir kez daha hissetmek için daha fazlası gerekiyor yasadıkça. Ve daha fazlası olunca da daha bir şiddetli yanıtlıyorsunuz her şeyi.

Üzülmek için daha kötüsü gerekiyor ve sevinmek için daha büyük nedenler. Birçok şeyi daha gerçekleşmeden kestirmeye başlıyorsunuz. Sayısal lotoda hangi rakamların çıkacağını veyahut altılı da hangi atin geleceğini kastetmiyorum elbette :) Çoğu hikâye sonunu ezbere bildiğiniz Yeşilçam filmleri gibi geliyor, bazi şeyleri konuşmak için zaman ayırmak bile külfet, çünkü ne söyleyeceğinizi biliyorsunuz, karışlığında ne söyleneceğini de ve aslında söylenmese de neyin söylendiğini de. Ya da nasıl desem her yer tanıdık oluyor. O yola girdiğinizde hangi sokağa cikacağinizi, nerede trafiğe takılacağınızı, hangi köseyi dönünce nereye varıcagınızı bilmek gibi. Yeni bir yer görmek için daha uzağa gitmeniz gerekiyor anlayacağınız… Şaşırmak için daha çok caba sarf etmek gerekiyor.

Hayatin giderek sıkıcı bir hale geldiğini düşünmeyin sakın (daha konforlu hale geldiğini söylemek mümkün tabi) çoğunlukla ne olacağını tahmin ediyorsunuz dedim, her şeyi değil :)

Hayat dediğimiz her bir bölümünde izleyiciyi şaşırtacak, hatta sezon sonlarında Eylül ayinin gelmesini iple çektirtecek şeyleri üstünüze yağdırmayı bırakmıyor. Reytingin düştüğü anlarca çat diye bir aksiyon yaratıyor, kah yeni bir oyuncu giriyor, kah başrollerden biri diziyi terk ediyor, kah duvarın ardında White-walkerlari bekliyorsunuz. Bir de bakmışsınız tepenizde bir dinozor (Yani abartmayalım tabi ama aksiyon hep devam edecek merak etmeyin).

Arkadaşlık, sevgi, ask bunlar üstüne öğütler verecek, hatta hayatin anlamını burada anlatacak halim yok (bir Güzin abla değilim elbet, hasa ne haddimize) tek söyleyeceğim her şey için zaman geçtikçe daha fazlası gerekeceği. Yani daha aziyla geçinip gidebiliyorken tadını cikartin :p

Farzi misal basardim demek icin daha fazlasini basarmak gerekecegi gibi. Yani, altiniza degil tuvalete kaka yapmayi  ogrendikten sonra hep tuvalete yapmak zorunda kalıyorsunuz ya. Oysa annenize gore bir zamanlar en buyuk basarınız tuvalet alıskanlıgını Figen'in kızından once kazanmıs olmanizdi, cunku birkez basardıysanız o basari olmaktan cikip yapilmasi olagan seyler sepetine bir mendil gibi fırlatılacak. Yasadikca kaybedeceginiz en buyuk luks daha azinin daha kiymetli oluyor olması, bilmem anlatabiliyor muyum??? :)

Bana sorarsaniz, ufak farklar olsa da,  yasamın hepimize ait standart bir kalıbı var. Edebiyat dersinde her yazının bir giriş, bir gelişme bir sonuç paragrafı olması gerektiği gibi. Farklı maceraları yasasak da herkesin çorbayı kaşıkla içmesi gibi, çünkü insan olmanın bizi ayırmadan, özelleştirmeden sıradan kıldığı bir çok nokta var, ve ben adim gibi eminim buna, yeni bir yer görmek için daha uzağa gitmenin şart olduğundan emin olduğum gibi.

Yasadıkça her şey için hep daha fazlası gerekecek.

Üzülmek için daha büyük nedenler

Mutlu olmak için daha çok şey.


Bir yazinin daha sonuna gelirken, gozunuzu acip goz gore gore yasamanin en nefis yasam tarzi oldugunu bir kez daha belirtmek isterim. Ve hatta uzun bir suredir sasirmadiysaniz rotadan az biraz cikip biraz daha uzaga gidin, koseyi donunce belki denizi goreceksiniz.

Ne malum :D







Yorumlar

Popüler Yayınlar