Evladımız yok diye anneler gününü kutlamayacak değiliz ya...

Anneler günü,

Kimilerine göre sadece ceplerimizdeki parayı boşaltmak için konulan “özel gün ve haftalar haydi para harcayalım, daha çok harcayalım” ı empoze etmeyi amaçlayan günlerden sadece birisi. Bunu bir kenara bırakacak olursak da en azından bir gün için özel olduğunu hissetmek isteyen anaların günü. Batıda akşamına şahane restoranlarda yemek yemek, eşi tarafından en pahalı hediyelerin alınması, en azından bir demet çiçek hadi demeti olmasın tek dal bir gül anlamına gelmekte.

Parası olmayan hayırlı evlat annesi için ne yapabilir :)
“Annecim sen çok yoruldun hadi bu gün bütün ev işleri benden dersin”, oturtursun anneciğini baş köşeye, kahvaltısını hazırlarsın, kahvesini koyarsın önüne, bulaşığı yıkarsın. En istediği oyunu açarsın ipadinden o oynaya durur  (bu da yeni moda) sende bir köşeden çocukluğunu yaşamamış anacığının candy crush da seviye atladığında yüzündeki tebessümü görürüsün, heyecanını izlersin. Keza ne demiş büyükler, bir günlük beylik, beyliktir arkadaş.

Kimi annelerin beklentisi oldukça lükstür (keza bir gün sonra arkadaşlarının hepsi ballandıra ballandıra yapılanları anlatacaktır.) “Ay şekerim benim çocuklar böyle işte, para harcamayın gerek yok dedim gene gitmişler o çok beğendiğim gerdanlığı almışlar”  tadında birbiri ile yarışan cümlelerde çocuklarını eşlerini yarıştırıp kendilerini daha eksik hissetmekten öteye gidemeyeceklerdir. Öte yandan örneğin, yaramaz bir veledi olan anne için en güzel hediye, evladının o güncük dizinin dibinde oturmasıdır. Ya da sınavdan alınmış nispeten daha iyi bir not... Ya da daha da basite inelim, kimisi için annesine ezberden uzun ve afilli bir şiir okuması değil, sadece konuşabilmesidir en güzel hediye, hastanede yatan yavrusunun başında bekleyen ana için... Ya da sadece yüzünü görebilmektir...

Aslında içten içe hepimiz ufacık bir şey ile gönlünü alabileceğimizi bildiğimiz için çok hoyrat davranırız hayatımızdaki kadınlara, annelerimize... En çok onlarla dalaşırız, en çok onlara bağırırız, en çok onlardan isteriz. Ne de olsa affedeceklerdir, ne de olsa kucakları hep açıktır...

Arkadaşına sinirlenirsin, patrona sinirlenirsin, sevgili ile atışırsın bir şeyler ters gitmektedir işte, ama hep susulmuştur. Kovulmaktan korkarsın, ilişki bitecek çekinirsin, ama anne hep oradadır, suratın asıktır eften püften bir şey çıkar evde olan gene seni seven kadına olur... Susar, dinler, anlar, konuşur en olmadı bir bakar yüzüne gel der, dünyanın en huzurlu yeri annemin koynudur, döner dolaşır hep oraya sokulurum ben, eminim siz de...

Benim annem hem doktor, hem mühendis, hem psikolog, hem tesisatçı.... :)

Neyse devam edeyim efendim.  Bir annem daha vardır benim. Her anneler gününde hüzünlenir, hep doğmamış çocuklarına ağlar, hep bir gözü yaşlı, o da ikinci limanımdır.

Bendeniz çok şanslıyımdır. Herkesler de bir anne vardır ben de iki tane...

Bu anneler gününde biraz sorgulamak istedim aslında bunu. Çocuk sahibi olmayan kadınların anneler gününü nasıl geçirdiklerini anlatmak istedim. Belki biri okur da onların yanında artık daha dikkat eder diye yazmak istedim. Çok temel bir ayrım var aslında; “Kadın olmak” ve “Anne olmak”

Kadın salt kadındır, oysa anne direk cennetliktir, cennet ayakları altına serilmiştir, kutsaldır. Anne değilseniz kutsal değilsinizdir, anneler melektir, kadınların ise şeytan olma potansiyelleri mevcuttur. Çocuğun olmazsa eksiksindir... Bir şeyler ters gitmiştir, o “yüce” mertebeye erişememişsindir. Size hala çocuğu olmayan bir kadının nazarı değer korkusu ile çocuklarını saklayan kadınlar olduğunu söylesem inanır mısınız? İnanın, daha beterleri de var.

Bir kadın hür iradesi ile anne olmamayı tercih etmiş olabilir,  şimdilik isteyip de anne olamamış kadınları düşünün. Mayıs ayı yaklaşınca her televizyon programı, her alışveriş merkezi, çarşı, pazar, yol, yokuş, cadde, sokak her yerde “annelik” üzerine şahane sözler, reklamlar, afişler olduğunu düşünün, ve ötekileştirilen kadınların yaşadıklarını bir düşünün... Ben hep düşünürüm, hep üzülürüm, kadınlığımı bir çocuğun tamamlayacağı inancını sorgularım...

Türkiye’de 2 milyon kişi kısır arkadaşım!.. Bir de tabi bu olayın erkek tarafı var. Çocuk sahibi olamadığı için sözüm ona sevdiği kadını boşayan, dışlayan bir erkek tarafı. Bir de kısır olduğu için sevdiği kadını ömür boyu yukarıda anlattığım psikolojik baskıya sokan milyon tane erkek var...  Anneler günün de bunlar da var...

Neyse devam edeyim. Başta da dediğim gibi ben çok şanslı bir insanım. Keza benim iki tane canım ciğerim gönlümün köşesi annelerim var. Ben yıllarca bildim ki, düşsem dizim acısa içi sızlayan iki kadınım var, iki mutluluğum var, iki adet sıcacık her şeyi unutturacak kucağım var. Benim cennet ayaklarının altında bir de halam var...

Uzun lafın kısası anneler günü sadece annelerin günü değil arkadaşım... Anneler günü canımın içi halamın da günü, beni kucağında uyutan, ayağında sallayan, derdimi dinleyen, nerdeyse otuz yaşına gelmiş birinin cebine hala harçlık sıkıştırmaya çalışan o muhteşem kadının da günü.

Velhasılı kelam içinde doğmamış evlatlarına büyüttüğü sevgiyi başkalarının evlatlarına da duyabilen tüm kadınların günü...

Yorumlar

Popüler Yayınlar